Bir kedimiz
eksikti!
İşte yine uzun bir aradan sonra beraberiz dostlar. Biliyorum
benim için çok uzun sayılabilecek bir süredir yazmıyordum. Haklısınız,
yazılarım sizlerde bu kadar alışkanlık yaratmışken, bu kadar uzun bir süre
yazmamak, sizler için büyük bir haksızlık olmuştur. Eminim sudan çıkmış balık gibi kalmışsınızdır. Gönderdiğiniz yüzlerce
yorumdan ve sayısız mesajdan beni ne kadar özlediğinizin farkındayım ve sizlere
en içten ve kalbi!!! (artık out olması ne de güzel) duygu ve
selamlarımı sunuyorum. Yazmadım çünkü
yazamadım. Yazamadım çünkü büyük bir ruhsal değişim içeresindeydim. Bir şekilde
ruhsal dengemi kaybetmiş gibiydim. Günlük hayat tüm hızıyla etrafımda akıp
giderken ben kendi dünyamda zaman geçiriyor gibiydim. Kafayı yemekle yememek
arasında bir süre gidip geldikten ve antidepresan kullanımını ciddi ciddi
düşündükten sonra bir gün yine okuduğum tek bir kitap sayesinde çok şükür ki
kendimce yine aydınlığa çıkmayı başardım. Umarım bu aydınlık bu sefer daha uzun
sürer. Hayır efendim bu yazının konusu hayatımı değiştiren ve bana yol gösteren
kitap değil. Zaten olmamalı da. O kitap evet benim hayatımı değiştirmişti ama
sizler için bir şey ifade etmeyebilirdi zira benim dinamiklerim yalnızca bana
özel. Sizler için, sizlere ne kadar çok değer verdiğimden sebep, başımdan geçen
deneyimleri paylaşıp, olayları genelleştirmeye karar verdim. Aslında bu yazıda
ruhsal hayatımın dengesini sağlayabilmek için girdiğim yolları ve bu yolların
aslında nasıl birer çıkmaz sokaklar olduğunu bulacaksınız. Anlayacağınız tam
bir başarısızlık öyküsü bundan sonraki satırlar. Ne ile karşılaşacağınızı artık
bildiğinize göre başlayabilirim.
Benim hayatım en genel anlamda en azından bugüne kadar 4 ana evreden oluşmuştur. Birinci evre
bebeklik ve çocukluk dönemidir. En ufak bir kötü anı hatırlamamakla beraber,
3.evrede ki yaşadığım sıkıntılardan illaki bir şeylerin olduğu, bir takım
travmaların yaşandığı su götürmez bir gerçek. Dedim ya sizlerle
paylaşabileceğim bir hatıra olmadığından bu bölüm hakkında çok şey
yazamayacağım. Tek hatırladığım sevildiğim, sevdiğim, mutlu ve sakin bir çocuk
olduğum. Bu evre ile ilgili olarak hatırladığım bir başka şey ise sınır tanımaz
hayallerimdi. Ucu bucağı yoktu o zamanlardaki hayallerimin. Tüm dünya beni
bekliyordu. Önümdeki tek engel ise yaşımdı. Büyüyecek ve tüm hayallerime
kavuşacaktım.
Sonrasında biraz büyüdüm, yaşım ilerledi ve gençlik evresine
ulaştım. 2. Evre. Altın çağlarım. Her
türlü eğlencenin, fırlamalalıkların tavan yaptığı, özgüven patlamalarının
yaşandığı unutulmaz yıllar. Neler yaşandı neler neler. Büyük başarılara,
unutulmaz anılara imzalar atıldı. Arkadaşlıklar kuruldu, ilişkiler yaşandı hem
de tüm hızıyla. Küçüklük hayallerime ulaşıyordum işte. Gerçekten de tek sorun
yaşımmış işte. Bak büyümüş ve hayaller artık hayatımın birer parçası olmaya,
gerçekleşmeye başlamışlardı. Bu evrede de hayaller vardı. Belki çok
belirgin olmasa da sınırları vardı artık ama yeterince tatminkar ve büyüklerdi.
Sonra işte o evre geldi. Adı batasıca o evre. Bitmek, tükenmek bilmeyen o evre.
Hayatımı tüketen o uzun yıllar. Güneşli, insanın içini ısıtan, yaşama sevinci
veren, pas parlak günler artık geride kalmış, kara bulutlar acımasızca ve
ansızın kaplamışlardı gökyüzünü. Evet bazen kara bulutların dağılmasını
sağlayan güzel günler olmuşsa da, içinde muazzam güzel duyguları barındıran
günler yaşanmışsa da, dayanılması ve dengede kalınması çok zor bir evreydi.
Nice benim diyen kişiler hep bu evrede antidepresanlara başlamışlardı.
Nicelerinin saçları yine bu evrede dökülmüş, yine niceleri bu evrede
göbeklenmişlerdi. Diğer taraftan evet kesinlikle gereken bir evreydi; beni
geliştiren ve bir sonraki evreye hazırlayan zorlu, acımasız, gaddar bir
evreydi. Hedeflerine ulaşmak için her türlü eylemi yapabilen, machiavellist,
acımasız ve hatta mazoşist bir öğretmen tarafından bir sınava hazırlanmak
gibiydi ve hocayı bırakma şansı da yoktu. Hayallerimizdeki yere ulaşmak için
dikenlerle dolu bir yoldan geçmek gibiydi. Çok zor geçti dostlar hem de çok
zor. 2.evrenin tüm güzelliklerini, duygu ve düşüncelerini, hayallerini,
naifliğini tüketti, acımasızca bitirdi. Bu dönemlerde artık hayal kurmayı
bırakmıştım. Yalnızca nefes alıyor, yükümlülüklerimi yerine getiriyordum.
Duygular hayallar kadar çabuk yok olmuyorlar. İçimde hep artık
tanımlayamadığım, eski günlerden kalan bir duygu kırıntısı vardı ve zaman zaman
anlık olarak kaplıyordu içimi ama daha tadını bile çıkarıp keyiflenemeden yok
olup gidiyordu içimden.
Tüm yukarıda yazmış olduğum 3.evre ile ilgili yazmış
olduklarımdan bir yanlış anlama da olmasın. Tüm bu yazılanlar benim kendi
kendimle olan durumlarımdı. Kendi kendimi ve yaptıklarımı beğenmiyor olmam ile
ilgiliydi yoksa hayatımda hiç bir şeyle değişemeyeceğim güzellikler ve
hediyeler yine bu dönemde gelmişler ve hayatlarımın bir parçası hatta belki
kendisi olmuşlardı. 3.evrenin kötülüğü, 2.evreden sonra gelmiş olmasıydı. İki
evre arasında dayanması zor bir uçurum vardı. Bir yandan gelen güzelliklere
şükrediyor ama bir yandan da aynada yüzüme bakamıyordum. Kendimle yüzleşemiyor
ve çözümleri hep dışarıda arıyordum. Zaman zaman tüm çözüm içinizde tipi
yazılar okuyor olsam da bunu hayata geçiremiyordum. Yine böyle yaprak gibi
savrulup, mutsuz mutsuz ilaç mı kullansam yoksa alkolün miktarını mı arttırsam
dediğim günlerden birinde bir kitap okudum. Güzel, ışıl ışıl bir kitaptı.
Üstelik ingilizce yazılmış bir kitaptı. Düşünün okudum ve okumakla kalmayıp
anladım da. Hoş belki de baştan aşağıya yanlış anlamışımdır :) ama sonuçta bir
şekilde tekrar huzur bulmamı sağladı işte.

Ne mi derim?!! Hani
ekmek yok pasta vereyim mi abime
tadında basit bir çalı süpürgemiz yok
diye bir kedimiz mi olacak düşüncesine mi yoğunlaşayım yoksa kedinin bu muazzam
yeteneğini mi düşüneyim bilemedim. Bir anda ev, salon, eşim, çevrem
bulanıklaştı, sözler uzaklaştı, anlamsızlaştı. Çalı süpürgesi, negatif enerji, kedi, süpürme, enerjinin dağıtılması
gibi kelimeleri tekrar etmeye başladım. Ben içimden ettiğimi sanıyordum ama
meğer yüksek sesle tekrarlıyormuşum. Eşim bu tekrardan memnun olmadığından
sebep feng shui de bu durumu destekliyor
diye kendi teklifini desteklemek istemesiyle gerçeklerle ve kendimle bir anda
yüzleşmeye başladım. İşte o yüzleşmeyi, 4.evrenin
sarsılması olarak tanımlıyorum. Şimdi iyice saçmaladığımı
düşünebilirsiniz, merak etmeyin yazı bittiğinde tüm bu yazdıklarım birer anlam
kazanacaklar.
Normal şartlarda kedileri severim. En azından saygı duyarım
onlara. Kediler patrondurlar, sahiplerdir, sizden çok şey beklemezler,
dikkatlidirler, kendi kendilerine yeterler. Bence saygındırlar. Küçükken
kendilerine bir ev bulana kadar tatlı görünür sonra eve senden çok sahip
çıkarlar. Bilirler ki kolay kolay artık o evden ayrılmazlar. Dedim ya kedileri
severim ve belki alabilirdik de ve eminim negatif enerji konusunda bugüne kadar
yaptıklarımızdan çok daha fazla işe yararlardı ama kedi ve feng shui’nin aynı
cümlede kullanılmaları ve 3.evrede bu uğurda yapmış olduğum çalışmalar bir anda
aklıma gelince 4.evrenin kapıları bir anda ardına kadar açıldılar.

Aslında her şey son derece naif ve güzel duygularla
başlamıştı. Rekabetin, uyuşmazlıkların, güvensizliğin, düşmanlıkların, nüfus
patlamasının, çevre kirliliğinin, cehaletin ve olağanüstü bencilliğin egemen olduğu bir dünyadan iş birliği
bilincinin, sevginin ve bilgeliğin yaşandığı bir dünyaya nasıl geçilebilir
gereksiz araştırmasını yapıyordum. Evet bu ütopya için bir nefer olacaktım.
Yahu sana ne? Sen neden böyle bilmediğin yollara girersin ki? Nefer kim sen
kimsin? Yok efendim su ile temizlenebilirmişiz de, ısınmamızı sağlayan ateşi
söndürebilirmişiz de. Yok efendim ateşi yok etmek için de kullanılabilirmişiz,
ısıtmak/ısınmak için de. Bir yıldız güneş olup hayat da verebilir
yörüngesindeki gezegenlere, kendi içine dönüp kara deliğe de dönüşebilirmiş.
Bunlar arasında bir seçim yapmak hep bize bırakılmışmış bu dünyada. Hangisini
istersek onu elde edebilirmişiz. Miş de miş ve gene miş de miş. Bunun gibi daha
nicelerini düşündüm, yazdım, paylaştım, inandım.

Kaderciliğin rahat, yumuşak, sarmalayan şefkatli, ulvi ve
ruhani kollarından ayrılıp kendi başıma kalıverdim. Sudan çıkmış balık olmak bu
olmalıydı. Eksik olan bir çok şey varken sen bir anda inanç sistemini
değiştirirsen olacağı buydu. Bunca yıl sırtımı dayadığım büyük bir güç varken
şimdi tüm hayatın akışı karşısında tek başımaydım. Heyecanlı ve bir o kadar da
aptalmışım. Artık çok çalışmalı ve hayatımı kendime göre kurmalı,
yaratmalıydım. Önce eksikler tamamlanmalı dedim ve sırayla sayısız kurslara ve
seminerlere katılmaya başladım. Çok eksiğim vardı, çok açtım ve bir şekilde bu
açığı kapatmalıydım. Bu konuda mütavazi olmayacağım. Konuya amatörce yaklaşan
biri olarak ulaşılabilecek en üst noktadada olduğumu çok rahat söyleyebilirim.
Bir üst noktası zaten bu işten para kazanmak oluyor ki profesyonalleşme ile
zaten olayın anlamı da yitip gidiyor. Yani aslında başka bir deyişle kendimi
oldukça iyi de yetiştirdim durdum bu dönemde.
Şimdi takdir edersiniz ki bu yazı böyle uzun uzun sürüp
gidecek. Düşünsenize büyük bir dönüşümün acıklı hikayesinden bahsediyorum
sizlere. Böyle olunca sizler için de benim için de bir ara vermek iyi olacaktır
düşüncesindeyim. Bir sonraki yazıma son paragraf ile başlayıp bu yolda başarılı
olmak için yapmış olduğum hani neredeyse uzman seviyesindeki yaptıklarımdan
bahsedeceğim. Acıklı ve bir o kadar da komik bir hikaye olacak sizler için
çünkü benim için gerçekten de böyle oldu.
Şimdilik sizlere hoşçakalın diyor ve aranızdan
ayrılıyorum...
Sevgi ve saygılarımla,
0 yorum:
Yorum Gönder