Kadercilik vs
Kadim teknikler

En son ne zaman içten gelerek kahkaha attınız? Ben 2.evrede
karnım ağrıyana kadar gülebilirdim. Öyle büyük zeka ürünü bir espri ya da şaka
olması da gerekmezdi hani. Ufak deli saçması şeylere dakikalarca ve yerlere
düşene kadar gülerdim, gülerdik. Hem biz buna uygunduk, hem çevremiz ve hem de
konu içerikleri. Yaşadığım, tercih ettiğim hayat da tüm bu hislerimi
desteklerdi.

Peki neler mi yaptım? Hemen hemen hepsini, tüm teknikleri
... Kimisine dünyaların parasını verdim, kimileri için yurt dışlarından
siparişler verip bekledim. Kimileri için büyük uzmanlarla yazıştım kimileri
için ise bizzati kendim dereceler alıp taçlandırıldım. Hepsindeki temel amaç fiziksel
bedenimle, duygu ve düşüncelerim arasında yaşamsal bir bağlantı kuruverilmesini
sağlamaktı. Neler yaptıklarıma geçmeden önce gelin sizlere tüm bu tekniklerin
önce ortak noktalarından bahsedeyim. Bahsedeyim ki siz siz olun bu tür
tekniklerden uzak durun, genel kültür olarak bilin yeter.
Bir kere bu işi yapanlar, organize edenler çok ama çok akıllı
kişilerden oluşur. Bu ve aşağıdaki bölümlerde sıralayacağım konular resmen
toplumu şekillendirme araçları olarak kullanılmakta. Bir nevi aslında yapılan
toplum mühendisliği. Düşünsenize toplumda bu ve bunun gibi araçlara inanmaya
hazır 400 milyon kişi olsa ve bu kişiler yıllık 2000 dolar harcamaya hazır
olsalar, toplamda iyi para etmez mi? Hem iyi para eder ve hem de bu 400 milyon
bu kadar paraları kendi özel ilgi alanları için harcanmayıp büyük döngünün
içerisine kullanılmış olurlar.

Genel görüntü bir şekilde sıkıntıları ve problemleri olan,
hayat ve kendileriyle çok barışık olmayan, ikili ilişkilerde umduğunu
bulamamış, finansal açıdan daha parlak günler yaşamak isteyen, ya da parası
olup mutlu ve huzurlu olmayan her yaştan erkek ve kadınlar. İnsan tabii ister
istemez acaba ben de mi dışarıdan böyle görünüyorum diye düşünüyor. Sahi
gerçekten de mutsuz muydum? Bunları yapıyor olma sebebim neydi? Boşanmak üzere
olanlar vardı, sevgilisi ile arası iyi olmayanlar, henüz sevgilisi olmayanlar,
işinde memnun olmayanlar, sağlık sorunu bulunanlar...
Katılımda bulunduğum her bir eğitim ya da seminerde bir süre
sonra insanların içinde bulundukları bu son derece üzüntü ve bir o kadar iriti
edici durum, daha çok hüzünlenmeme neden olurdu. Farklı bir gözle bakmaya başlardım.
Hepsi de iyi insanlardı ve yalnızca hayatla istedikleri ritmi
yakalayamamışlardı. Hayatla dansa yanlış adımla başlamış gibilerdi. Eğitmenin
telefonlarınızı lütfen kapayın ya da sessize alın diye belki 5 kere söylemesine
rağmen çalan telefonlar ve Vallahi
kapamıştım, nasıl çaldı anlamadım diye kendini savunanlar bile (en az 4
farklı vak’a) beni artık ne rahatsız ediyordu, ne de kızdırıyordu. Koca koca
teyze diyeceğim kadınların büyük bir ısrarla parmak kaldırıp söz istemeleri ise
artık yalnızca sempatik geliyordu. Büyük ikramiye kazanmak isteyenlerin
sayısıyla, aşk isteyenlerin sayısı hemen hemen aynıydı. Ben de kendilerine
içten bir amin dedim her defasında.
Bu toplum mühendisleri ayrıca işi garantiye de almış
durumdalar. Practice makes perfect.
Olması için çok ama çok çalışmalısın. Yine de olmazsa bil ki sen bilinç altı
olarak istemediğinden ya da inanmadığından olmuyor. Öyle ya bu işte inanma
olmazsa olmaz. Yani teknik işe yaramazsa ya az çalıştığından ya da gerçek senin
istememiş olmasından. Yerseniz! Ne güzel İstanbul be!
Benim için her şey aslında Stefano E. D Anna’nın Tanrılar Okulu kitabını okuduğumda
başlamıştı. Güzel kitaptı güzel olmasına da beni farklı bir yola keşkem
sokmasaydı. Adam daha sonra Türkiye’ye de geldi. BÜMED’de söyleşi yaptı. Çok
şeker ve kibar bir adam ama bana pek hayrı dokunmadı zat’ın. Büyük kara
bulutlarla dolu ufuklar açtı. Kendisinin efendisi olan, dünyanın da efendisi
olur diyordu kitapta. Yıllar sonra Mandela’nın aynı şeyi söylediğini okudum: Ben kendi kaderimin efendisi, kendi ruhumun
kaptanıyım. Kitabın vermek istediği
mesaj bundan yüzyıllar önce hak ettiği ölçüde tanınmayan, büyük bir düşünür ve
felsefeci olduğuna inandığım Lupelius’un verdiği mesaj ile aynıydı: İster
bilinçli, ister bilinçsiz verilmiş olsun, kişinin başına kendi rızası olmadan
hiçbir dış olay gelemez. Öncelikle psikolojisinden geçmeden, hiçbir şeyle
karşılaşamaz. Düşünce bu yüzden çok güçlüdür. düşünüş yazgıdır. Varoluş bizim
buluşumuzdur ve bu yüzden sadece bize bağlıdır. Bu dünyadaki yaşantı, bir
Tanrılar Okuludur.
Kitap sonrasında her şey çok çabuk gelişti. Bir anda uçsuz bucaksız bir düşünce karşısında kalakalmış ve hepsini bir anda içselleştirmeyi istiyordum. Önümde her biri bir ömre yetecek derinlikte ve gizemde olan konulara balıklama daldım. Kabala’dan girdim, tasavvuf’tan çıktım. Kuantum du Buda’ydı derken kafam oldukça karışmıştı. Kendimce çıkarımlar yapıyor olsam da huzur katsayım giderek azalıyordu. Ben ise okumaktan, araştırmaktan geri kalmadım. Okudum da okudum. Dahası bir çoğunu daha iyi anlamak için yazdım, sevdiğim insanlarla paylaştım, tartıştım. Sonuç kendimce iyi yolda olduğumdu ama aslında olup biten tek şey giderek dibe battığımdı.
Kitap sonrasında her şey çok çabuk gelişti. Bir anda uçsuz bucaksız bir düşünce karşısında kalakalmış ve hepsini bir anda içselleştirmeyi istiyordum. Önümde her biri bir ömre yetecek derinlikte ve gizemde olan konulara balıklama daldım. Kabala’dan girdim, tasavvuf’tan çıktım. Kuantum du Buda’ydı derken kafam oldukça karışmıştı. Kendimce çıkarımlar yapıyor olsam da huzur katsayım giderek azalıyordu. Ben ise okumaktan, araştırmaktan geri kalmadım. Okudum da okudum. Dahası bir çoğunu daha iyi anlamak için yazdım, sevdiğim insanlarla paylaştım, tartıştım. Sonuç kendimce iyi yolda olduğumdu ama aslında olup biten tek şey giderek dibe battığımdı.

Sonra ne mi oldu?
Aslında koca bir hiç ama gittiğim ve uyguladığım diğer
teknikleri anlatmaya devam edeceğim. İç dünyama yapmış olduğum bu
başarısızlıklarla dolu yolculuğum hakkında yazmış olduğum itiraflarım tüm
hızıyla bir sonraki yazımda devam edecek diyerekten huzurlarınızdan
ayrılıyorum.
Sevgi ve saygılarımla,
0 yorum:
Yorum Gönder