
Geçen zaman sanırım Fransa’ya yaramamış olacak ki tüm
dünyaya özgürlük devrimini ihraç etme başarısını gösteren Fransa bugün kendisine bu haklı gururu
yaşatan atalarıyla ters düşer bir duruma gelmiştir. Başta Cumhurbaşkanı Nicolas
Sarkozy ve Marsilya milletvekili Valerie Boyer olmak üzere daha birçokları,
bugün ne acıdır ki Aydınlanma
Filozoflarının kemiklerini sızlatan cin fikir icraatlarla ön plana çıkıp,
oy tacirliği yapmaktadır.

Sonra ne mi oldu dersiniz?
Balık hafızalı olarak bizler bu yasayı unuttuk. Fransızlarla
barıştık. Yeniden Fransız ürünlerini ve üstelik çok daha fazla bir miktarda
tüketir olduk. Büyükelçilerimiz de görevlerinin başına döndüler. Avrupa
Birliği’ne girmemiz konusunda en büyük sıkıntıları bize çıkaran Fransa ile yine
ballı börek olduk. Kin tutmamak tabii ki
çok güzel de, acaba diyorum bizler kin tutmamakla, balık hafızalı olmayı
karıştırıyor muyuz?
2006 yılında Sosyalist Parti, ‘Ermeni soykırımını inkar’ tasarısını meclise getirdi. Tasarı 19’a
karşı 106 oyla kabul edildi. Bizler tabii yine tepkimizi gösterdik. Türkiye’den
yine Fransız şirketlerine yaptırım uygulandı. Elçimiz yine geri çağrıldı.
WikiLeaks belgelerinde Sarkozy’nin 29 Mayıs’taki Ankara ziyaretinde Erdoğan’a,
“Tasarı hiçbir zaman Senato’da kabul
edilmeyecek” sözü verdiği ortaya çıktı. 2008’de Meclis’te kabul edilen tasarı
yasalaşması için senatoya geldi. Sarkozy delikanlı çıkıp, sözünün arkasında
durdu ve partisinden vekillerin oyları ile tasarı reddedildi.
Peki ya sonra ne oldu diye merak ediyor musunuz?
Genel seçimlerde Sarkozy gerilere düştü. Delikanlılık da bir yere kadar mon cher
dedi ve ancak dansözlerde güzel görülebilecek ince bir göbek kıvırması ile bu
kez kendi partisi aynı tasarıyı meclis gündemine getirdi. Valerie Boyer
tarafından önerilen tasarıya Sosyalist Parti de destek verdir. 22 Aralık
Perşembe günü yapılacak oylamada kabul edilmesine ise kesin gözüyle bakılıyor.
Peki ne olacak? Cezanın içeriğini merak ediyorsanız, kısaca
onu da anlatayım efendim. Fransa Milli Meclisinde Perşembe günü görüşülecek
soykırım iddialarını kabul etmeyenlerin cezalandırılmasıyla ilgili yasa
görüşülüp kabul edilmesi durumunda, söz konusu sözde soykırımın inkarı, 1 yıl
hapis yatmanıza ve 45 bin Euro para ödemenize neden olacak.
Bizim tek yumruk olarak yapmakta olduğumuz strateji ise
öncelikle yasanın Fransa Milli Meclisinde perşembe günü gündeme alınmaması.
Bunun için zaten görsel ve yazılı basından da takip edebileceğiniz üzere hemen
hemen tüm mecralarda, dört bir koldan, adeta yek bir vücut gibi bunun
yaratacağı sıkıntı ve sorunları Fransız makamlara anlatmaya çalışıyoruz.
Şimdilik elimizde olan yalnızca nato kafa
nato mermer durumları.
Yalnız sırf meclisten geçmiş olması yeterli değil tabii.
Tutun ki başarısız olduk yani ilk faz geçildi, yani bütün bu yapılan ve yapılacak görüşmelere
rağmen Fransa ile Türkiye ilişkilerini bu kadar tehlikeye sokacak, son derece
iyi ilişkileri başka bir mecraya götürecek yasa meclisten geçti işte o zaman 22
Şubat’a odaklanacağız ve tüm gücümüzle senato da durdurulması ve Meclisin
tatile girmesiyle de bu iki yasanın yok olmasını, unutulmasını, bir süre en
azından hayatımızdan çıkmasını ümit edeceğiz.
Sonra ne mi oldu?
Tutun ki ümitlerimiz boş çıktı, yani Türkiye, Fransa
meclisinin, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının reddedilmesini suç
sayan yasa teklifini kabul etti. Ne mi olur? Yine aynı senaryo hayata geçirilir. Paris Büyükelçisi
Tahsin Burcuoğlu Ankara'ya geri çekilir. Fransızlarla küsülür, Fransız
ürünlerine boykot çağrıları yapılır. Bir süre Lacoste gömlek hediyeleri
alınmaz. Fransız Carrefour yerine İsviçre Migros tercih edilir. Sonra da
unutulur gider ve her şey eski tas eski hamam olur.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, takip etmiş olabileceğiniz
üzere ver misketlerimi ben seninle artık
oynamıyorum tadında daha önce de "Fransa
Ermeni Soykırımı tasarısını yasalaştırırsa, Türkiye olarak her platformda
Fransa'nın sömürgeciliğini anlatırız" demişti. Dişe diş, kana kan
durumları yani. Kişisel fikrim zaten anlatılması gerekiyorsa anlatılması
gerektiği, bana dokunmayan yılan bin yaşasın tarzı bir görüşü oldum olası
benimseyemedim.
TBMM Başkanı
Cemil Çiçek ise tehditten kaçınmamış:
"Fransa bunun bedelini ağır öder". Hatta Kanuni’ye atıfta bile bulunarak şanlı
geçmişimizi bir kere daha gözler önüne serip bizim kimlerden geldiğimizi unutma Fransa bile demiş.
Başbakanımız ise "Soykırım
görmek isteyenler kendi tarihlerine baksın" diye tepkisini göstermiş.
1945 ve 1961 Cezayir, ve 1994 Ruanda hatırlatmalarında bulunmuş. Çok beğendiğim
tespitini ise sona saklamış: “Tarih,
parlamentolarda yapılan oylamalarla yazılmaz. Tarih, popülizm uğruna, oy
toplamak uğruna çarpıtılamaz. Hele hele parlamentolar, tarihin araştırılmasını,
incelenmesini, konuşulmasını, tarihi yalanların eleştirilmesini engelleyemez”.
En somut açıklamayı ise Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan yaptı:
“bu şekilde giderse, ayın 22'sinde bu
hatayı yaparlarsa, 24 Ocak'ta Fransa'da yapılacak Ortak Ekonomi Komisyon
toplantısını yapmayacağız. Hükümet olarak, direkt bir boykot, ambargo
kelimesini zikretmemekle beraber halkımızın hislerine tercüman olmak zorundayız''.
Benzer süper bir açıklama da Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen
Bağış’tan geldi: "Bu tasarı Türkiye
üzerinden bu coğrafyada iş yapmaya çalışan Fransız iş dünyasının
sorunudur".
TÜSİAD ve TOBB heyetlerinin Fransa’ya gitmeleri ise bence
başlı başına bir fiyasko, tam bir skandal. Hala birilerinin peşlerinden
koşuyorlar. Hala ezikler. Otur oturduğun yerde, ne yapacaksan burada yap. Sen
çağır, bırak gelenlerle yap toplantını. Yok ama onlar ayaklarına kadar gitmeyi,
otele alınmamayı ve elçilikte toplantı yapmayı tercih ediyorlar. İşe ben de bu
zihniyeti anlamıyorum.
Olayın ticari tarafına bakacak olursa da Türkiye ile Fransa,
10,5 milyar dolarlık yıllık ikili ticaret var ve Türkiye'de faaliyet gösteren
2000'e yakın Fransız şirketi bulunuyor. Evet yanlış okumadınız 2000 adet.

Tabii kimisi bilinen kimisi pek tanınmayan bir yığın
başkaları da mevcut: Acquaverde, Alcatel, Benzac, Benzagel, Benzamycin, Bic,
Cacharel, Cartier, Chanel, Champion, Christian Dior, Elle, Evian, Fahrenheit, Gima,
Kerastase, Lacoste, Lancome, La Vache Qui Rit, Lec Sportif, Louis Vuitton,
Marie Claire, Michelin, Nicoderm, Novalgin, Onduline, Petit Bateau, Pierre
Cardin, Rowenta, Sagem, Sheaffer, Studio Line, Legrand, Tefal, Uniroyal, Yves
Saint Laurent ...
Bir yandan mal ve hizmetlerin, diğer taraftan da bilgi
(Know-How) ve sermayenin ülkeler arasında serbestçe dolaşımı olan
Küreselleşmeye ya da daha sık kullanılan ve bilinen ingilizcesi ile
Globalizasyona inanıyorum. Tüketicilerin kendisine en uygun ürünü, en iyi
fiyata alabilmelerini doğru buluyorum. Konumuz ekonomi ve küreselleşme
olmadığından iç üreticinin korunması gerekliliği konularını hiç girmiyorum.
Bambaşka bir yazıda, konu hakkında ki görüşlerimi belki ileride yazarım. Ama
diyeceğim odur ki Fransız ya da İtalyan, İsviçre ya da İsveç olsun, ülkelerden
bağımsız, en uygun ürünleri, üstelik uygun ve erişilebilir fiyatlara alabiliyor olmayı bir şans olarak görüyorum.
Buna karşılık bir ama’m maalesef var.
Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ideallerinin hayata geçirildiği
1789 Fransız Devrimine yürekten inanıyorum.
“Senin düşüncelerine
katılmıyorum ama düşüncelerini özgürce ifade edebilmen için hayatımı bile
verebilirim…” diyen Voltaire ile tamamen aynı düşünüyorum.
Yazdığı bir yazıdan dolayı ceza alıp, hapse giren bir
yazarın düşüncelerine katılmadığı halde suç olan yazısının altına kendi
imzasını atarak suça ortak olmuş ve bunun yüzünden hapis cezası almış Sartre’a
sonsuz saygı duyuyor ve dahası ona özeniyorum.
Sartre,eleştirileri pek de sevmeyen Fransa Cumhurbaşkanı
Charlés De Gaulle’ün en sert muhalifiydi. Kendisine en sert muhalefeti yapan ve
hapse girecek olan yazar Sartre için “Fransa;
bugünkü gibi özgür bir ülke olabilmesini Sartre gibi yazarlarının olmasına
borçludur…” diyerek yazarın hapse girmesini engellemesini takdir ile
karşılıyorum.
Düşüncenin özgürce ifade edilmesinin önüne görünür ve
görünmez engeller koyulmasını, farklı düşüncelerin söylenmesinden rahatsız
olunmasını, belirledikleri konuları ve kişileri eleştirilmez olarak görülmesini
ancak totaliter, dinci ve faşist yönetimlerde görülen anlayışlar olarak
görüyorum ve bunu işte kabul edemiyorum... Bir oldu bitti ile tarihçilerin
yapacağı işi yapmaları, bir de üstüne üstlük bunun inkarının suç sayılması ve
dahası yapanların yanına kar kalması içimi acıtıyor. Bağıra bağıra hayır demek
istiyorum ama biliyorum sesim oralara ulaşmayacak. Dikkatlerini çekebilmek için
ne yapabilirim diye düşünüyorum ve aklıma boykot dışında bir şey de gelmiyor.
Ben kendi adıma eğer yasa geçerse tek kişilik, sembolik
boykotuma başlayacağım. Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik için. İfade özgürlüğü
için. Karşılıklı saygı için. Akşam huzurlu uyuyabilmek için.
Yasa dilerim ki geçmez ve özgürlük bir kez daha yara almaz
...
0 yorum:
Yorum Gönder