Bu Blogda Ara

27 Kasım 2013 Çarşamba

Hoşçakal Acı Vatan Haarlem 3

Paramızla rezil olmak ve ötesi

Yazının bundan sonraki bölümü daha önceden de uyardığım üzere küçük çocuklarıyla tatile gitmeyi düşünen ebeveynler için uygun değildir. Bu tanıma uygun kişilerin yazının geri kalanını okumamaları şiddetle tavsiye edilir. Ben yazar ve o günleri yaşayan bir kişi olarak samimi uyarımı yapıyorum. Köprüden önceki son çıkış, mutlaka değerlendirin ve okumadan çıkın. Tatilimizin geri kalanı için söyleyebileceğim tek şey, paramızla rezil olduk. Gittiğimize gideceğimize binlerce kere pişman olduk. Bir daha yirmi sene boyunca yurt dışı tatillerine gitmeme kararı aldık üstelik oy birliği ile.

Şartmış gibi sen her anını fotoğraflayıp paylaşırsan olacağı bu olurdu. Muhteşem başlayan tatilimiz gölgelenmeye, hatta bulutlanmaya ve hatta ve hatta şiddetli sağanağa uğramıştı. Belki paylaşmanın yarattığı kötü düşüncelerden veya belki virüs ve bakterileri adeta bir paratoner gibi üzerine çeken oğlumun üstün kişisel özelliğinden, oğlum dilini bilmediğimiz, bize ait olmayan bir evde ve yatakta hastalanmıştı.  Hem de ne hastalanma. Ne ararsan vardı. Ateş 40.5’lere dayandı, hem de bir anda. Panik,üzüntü, çaresizlik ve sıkıntıdan ne içtiğim pinot kaldı ben de, ne o ana kadar yaşadığımız keyifin izleri. Silindir gibi ezilip un ufak oldu o ana kadar biriktirilen anılar. Ateş tek başına gelmedi, yanında önce bulantı ve sonrasında kusma getirdi. Ne yatak kaldı, ne üst baş. Pislenen eşyalar için ayrı bir çanta almak zorunda kaldık, siz oradan ölçün biçin. Kustukça rahatlar değil mi insan yok hayır kardeşim, ardından boğaz ve mide ağrıları girdi hayatlarımıza. Ateş, mide ve boğaz ağrıları ve kusma. Bir insan tatilde bunlardan başka ne isteyebilir ki. Bilmem mesela ishal fena olmazdı ve yanına yine mesela kulak ağrısı. İsteğin benim için emirdir dendi ve bunlar da eklendi. Oğlumun temiz külot sayısı bir anda azalmaya başladı. Ama bitmedi, bitiremedik çünkü biz herhalde sahip olduğu tüm eşyaları beraberimizde getirmiştik (hatırlayınız büyük valiz konusunu). 

Yanımızda ateş düşürücüler vardı, hemen kullanmaya başladık. Bazen fayda etti, bazen ise etmedi. Bir ara duşa bile sokmayı düşündük. Bir yandan da doktorlar aranmaya başlandı. Bizim doktorumuz  sosyetik olduğundan yurt dışındaydı ve çoğu kere telefonu kapalıydı. Aile dostunun çocuk doktoru olması kadar bizim için güzel ve dostumuz için kötü bir şans olamaz. Biz de böylesi iki dost vardı ve sonuna kadar bu güzel şansı kullanıp, bayramlarını elimizden geldiğince rezil ettik. Bir tanesi bizden artık sıkılmış olacak ki bize en söylenmemesi gereken şeyi söyledi ve oğlunuzu mutlaka bir doktora gösterin dedi. Sanki bu dediği kolaydı. Sanki biz bunu düşünememiştik. Tek akıllı sanki oydu. İçinde bulunduğumuz ve ayrıldık diye sürekli tartışmalara neden olan bu sosyalist ülkede bu dediğini gerçekleştirmek kolay değildi. Elini kolunu sallayarak hastaneye gidemezdin. Önce seni mahalle doktoru görmeliydi. Heee o mahalle doktorunun seni görmesi için de senin ona kayıtlı olman ve sabah saat 11:00’e kadar talepte bulunman gerekirdi. O doktor sevk etmesi durumunda hastaneye gidebilirdin. Bizde ki gibi sana ne kardeşim, parayı verir, hastane hizmetinden yararlanırım düşüncesi bu ülkede işlemezdi. Peki ya size zamanında yine bu ülkede dişime kanal tedavisi yapan doktorun  acımasız bir canavar olduğu söylesem. Uyuşturmadan soğuk su tutarak tedavi yaptığını söylesem. Etim benzim atmıştı. Katliam gibi tedaviydi. Ağrı kesici ve antibiyotiğe karşı bir ülkeydi. Benim gibi bunların içinde büyüyen kişileri ise pek düşünmezlerdi.

Eşe dosta haberler salındı. Orada yaşayan Hollandalısı olsun Türkü olsun  araştırıp durdu ve bir çözüm üretemedi. Ben ise karar vermiştim baktım ateşi duş ile bile düşüremiyorum hastaneye gidip zorla girmeye çalışacaktım. Varsın sonrasında sınır dışı etsinler. Neyse ki duşa bile gerek kalmadı. Hemen erken dönme senaryoları gündeme geldi ve bilet arayışlarına başlandı. Bulundu da ama oğlum dönemeyecek kadar kötü durumdaydı.İştahı iyice kesilmişti. Aşırı yorgundu. Kustuğu ve s..tığı anlar dışında sürekli uyuyordu. Battal boy bez bulup aldık ve ishalin neden olduğu sonuçları böylelikle kontrol altına alabildik. İlk gün sonunda kusma olayı da iyice azaldı ama ağrılar üç bölgede devam ediyordu. İşte böylesi bir anda o tarihi kararı aldım: Dönünce oğlumun doktoru ile aramı son derece iyi bir hale getirecek ve yurt dışı gezilerine onun ailesi ile birlikte çıkacaktık. Bu karardan doktorun henüz haberi yok ama eminim bizi çok sevecektir. Onunla ve ailesi ile yurt dışı gezilerinde çok eğleneceğiz.

Üç gün boyunca bırakın evden çıkmayı yataktan dahi çok ender çıktık. Koskocaman yatakta gece gündüz üçümüz yatıp durduk. Ben hem kitabımı bitirdim bu süre için de ve hem de Breaking Bad’in ilk sezonunu. Alışveriş olayını sonraya bırakmıştık. Ağız tadıyla yapma şansımız hiç olmadı. Pizzacı da illaki bir kere daha yeriz demiştik, yiyemedik. Şirketten bir arkadaş o sıralarda Brüksel’de idi ve bizi ziyaret edip birlikte Specktakel’a gidecektik. Telefon edip hiç gelmemesini rica ettik. Kendimizce planladığımız hiç bir şeyi hastalık sonrasında yapamadık. Hoş zaten yapabilecek imkanımız olsa da yapamazdık, o moral kalmamıştı bizde. Tek istediğimiz bir an önce evimize ulaşmak ve oğlumuzu güvendiğimiz bir doktora gösterebilmekti. Benim için zaten önemi yoktu ama eşim için de ne Hollanda vardı artık ne de Haarlem.  Rüyadan uyanmış ve aslında buraya ait olmadığımızı ve asla olamayacağımızı görmüştü. Bunun para ile, eğitim ile, yaşam tarzı ile bir alakası yoktu. Bu bir tercihti ve bizim tercihimiz çok daha belki oryantal da değildi daha bir Türklere özgü idi.
Yerli yerliliğini turist de turistliğine bilmeli diyerekten dönüşte de otobüs yerine taksi ile döndük.  Şoför nereli olduğumuzu sorduğunda Türk olduğumuzu söyledik. O da Hollanda’nın dün gece bizi iki sıfır yendiğini ve Brezilya’ya elveda dediğimizi söyledi. Gülüp sinirimi belki bozmaya çalışıyordu ya da yalnızca ben uçan kuştan nem kapıyordum. O an işte bahşiş vermemeye karar verdim. Kendi kaybetti. O kadar futboldan uzaktım ki o an kendisine yalnızcahappy for you demekle yetindim.

Oğlumun bitkin hali hava alanında da sürüp gitti. Yemek de yemedi. Yürümeye bile tahammülü yoktu. Çoğu kere kucağımda bana sarılarak zaman geçirdi. Çok şükür yolculuk sırasında kusma ve ishal vakaları olmadı. Yine bol bol uyudu. Hasta olduğu için kendi kendine de üzüldü bir tanem. Ne ben ne eşim ne de kendisi ona hastalığı bir türlü yakıştıramıyorduk. Türkiye’ye dönüşümüz ise muhteşem oldu. Bankamızın müşterilerine sağladığı bir hizmetten yararlanmak suretiyle kapılarda karşılandık. Görevliler eşliğinde sıraya girmeden pasaport kontrollerimiz yapıldı, bavullarımız taşındı, araba ile gideceğimiz yerlere gittik, krallar gibiydik. Son noktada ise araç gelip bizi evimize kadar bıraktı. Ben böylesi bir servisi ve hizmeti görmedim doğrusu. Üstelik her müşterinin yılda beş kere hakkı varmış. Eşim de aynı bankanın müşterisi olduğundan bu bize on sefer demek olur ki o kadar yurt dışına çıktığımız yok doğrusu. Bankamı çok seviyorum.

Hani çocuklar gibi şendik lafı vardır ya, evimize vardığımızda bizi en iyi anlatan söz bu olmalıydı. Eve vardığımızda çok ama çok mutluyduk. Yemişim yurt dışını, biz burada mutluyduk işte. Konjonktür evet yine parlak değil ama ne yapalım, bir şekilde hep beraber idare etmeye çalışacağız.

Siz bakmayın tüm bu yaşananları bu kadar kolay anlattığıma, insanın ömründen ömür gittiği bir kaç gündü. Anne babalık kesinlikle 24 saatlik bir iş. Tamam çok keyifli ama bir o kadar da dikkat ve emek isteyen bir iş. Gevşemeye asla yer yok bu işte. Hastalık zaten başlı başına kötü bir şey. Hele ki sevdiğiniz biri hastalanınca ve bu sevdiğiniz biri daha ufacık bir şeyse size hissettirdiği çok daha kötü oluyor. Sizi çaresiz bırakıp oldukça mutsuz ediyor. Biz de bir de eşimin böylesi anlarda kendisini bırakması da devreye giriyor ki yüküm iki belki üç belki beş kat oluyor. Ben ailenin babasıyım ve görevlerim yalnızca bilinen rutinlerle sınırlı değil. Hep derim ya, ailem her şeyin en iyisini hak ediyor. Benim görevim de en iyiyi onlara olabildiğince ve imkanlarım dahilinde sunabilmek. Görevimin nefes aldığım sürece devam edeceğini bilmek beni tedirgin de etmiyor aslında bilakis motive ediyor. Evet ben evimizin babasıyım, başıyım. Bununla beraber eşim ise ailenin boyunu, nereye gidileceğine karar vereni. Tek başına boyun görevini de üstlenmek hiç kolay olmuyor, olmadı da. Onsuz bu süreç – aslında her türlü desteğine rağmen – zor geçti. Hele ki yurt dışında olup imkanlarınız sınırlanınca. Çok ama çok yoruldum ve bu boyun olma işini hiç sevmedim. Umarım bir daha bu görevi üstlenmem gerekmez.

Hayatın anlamını hepimiz öyle ya da böyle aramaktayız. Şanslı olanlarımız heyecan verici ip uçları bulurken bazılarımız kısa sürede bu arayışlardan vazgeçebilmekteyiz. Başıma gelen her olayda ben hep yeni yeni şeyler keşfediyorum aslında. Bazen hayatın anlamı insanın kendisiyle tam anlamıyla barışık bir hayat sürdürmesi derken bazen salt ailesi diyorum. Aslında sizin için önemli olan her şey hayatınızın başlı başına birer anlamı oluyor. Para, hırs, güç savaşlarının hastalık ve ölüm karşısında ne de boşlar. Asl olanın sağlık olduğunu ve hemen peşinden de mutluluk ve huzurun geldiğini insan yaşamadan çoğu kere anlayamıyor bu koşuşturmaca içerisinde. Anlasa da bir kaç güne kalmaz yine unutup gidiyor gerilimli, bol stresli hayatına geri döndüğü zaman. Keşke hep hatırlayabilsek.

Bu başımıza gelenlerin tek olumlu yanı ise Haarlem kelimesinin artık hayatımızdan çıkmış olması. Eşim de ben de artık biliyoruz ki ne yapıp ne edip burada güzel şeyler yaşamak için uğraş vereceğiz. Yurt dışları güzel yerler ve tatil için mutlak surette gidilesi yerler ama bizler için yaşanası yerler değil. Ben işte seneler evvel bilinçsiz bir şekilde bunu görmüş ve bu doğrultuda karar vermiştim. Ortaköy demem ve tutturmam Ortaköy özelinde değildi. Kim bilir belki de gelecekteki benden ya da Haarlem’de yaşamaya karar veren benden yardım görmüştüm.

Muhtemelen her bir ebeveyn gibi eşim ve ben de oğlumuzun güzel ve sağlıklı bir hayat yaşamasını istiyoruz. Potansiyelini en yüksek düzeyde kullanabilmesini, yapmak istemediği şeyleri yapmamasını istiyoruz. Mutlu, huzurlu ve başarılı olmasını istiyoruz. O bize göre her şeyin en iyisini hak ediyor. Önemli olan oğlumun gözlerindeki mutluluk ve ışıltı. Bize düşen her zaman olduğu ya da olması gerektiği gibi bu ortamı ona elimizden geldiğince sunabilmek. Bugüne kadar yurt dışı opsiyonunu en başta onun için düşünüyorduk ve eşimin de tüm mücadelesi biliyorum hep onun içindi. Dönmek ama yine de doğru bir karardı. Bunu bu yolculuk öncesine kadar teyit edemiyordum. Bugün ise bunu artık hem de çok iyi biliyorum. Bizi biz yapan çevresel faktörleri de hesaba katmak ve varsa doğru yolu buna göre bulmak  bence doğru olanı.

Eşim,ben ve oğlum birlikte veyahut ayrı ayrı daha bir çok seyahatlere gideceğiz. Kimisi eğlenceli kimisi zor geçebilecektir. Bazen bir kaç gün, bazen daha uzun ayrı kalabileceğiz. Biliyorum ve diliyorum her defasında birbirimizi hem çok özleyeceğiz ve hem de çok özleneceğiz. Ayrılıklarımız hep buruk, kavuşmalarımız hep mutluluk dolu olacak. Belki bazılarında hasta bile olabileceğiz. Biz bir aileyiz, birbiriyle kenetlenmiş mutlu bir aile. Umarım, dilerim ve biliyorum hep öyle de kalacağız.


Dilerim biriktirdiklerimiz hep güzel anılar olur içlerinde zaman zaman hastalık olsa bile ...

0 yorum:

Yorum Gönder