Kız kardeşim yeni doğum yaptı. Oğul, ağabey, baba ve amca
sıfatlarıma çok şükür bir yenisini daha ekleyerek dayı da oldum. Dünden bugüne
daha farklı hissetmiyorum ama bebek olayı şahane bir olay. Çok şekerler. Hem
erkek kardeşimin ve hem de kız kardeşimin çok yakın ara ile çocukları oldu.
Birbirinden şeker iki yeni birey ailemize katıldılar. Şansları, bahtları hep
açık olur İnşallah. Her daim mutlu, huzurlu ve sağlıklı olurlar. Erkek
kardeşimin 2.çocukları ve şükürler olsun ki hiç bir sıkıntıları yok. Hani derler
ya ikinci çocuk daha kolay büyür, bunun güzel bir göstergesiler. İllaki çok
yoruluyorlardır ama organizasyonlarını gayet güzel yapıyorlar, alışkanlıkları
ve tecrübeleri var. Dışarıdan normal hayatları aynen devam etmekte. Kız
kardeşimin durumu ise bu sıralar zor. Doğum sonrası sudan çıkmış balık gibi
kalakaldılar. Yavaş yavaş yoluna giriyor girmesine de bu arada çok da
yıpranıyorlar. Kısa sürede umarım çok daha iyi olacaklardır.

Eşim tabii ideal ve sevgi dolu bir yenge olmasından sebep
kız kardeşime zaman zaman yardımcı olmak adına evlerine gitmekte, bazen abartıp
onlarda kalmakta. İlk olarak kalacağı akşam, ben kalacağını öğrendikten sonra
hava aydınlanmadan eve dönmesinin tehlikeli olabileceğini, bu nedenle hava
aydınlandıktan sonra gelmesini söyledim. Ben miyim bunu söyleyen. Keşke
söylemeseydim. Yok efendim ben onun sahibi miymişim, yok efendim iş gereği
seyahatleri sırasında kaç kereler gecenin bir saati eve gelmişmiş de ben böyle
davranmamışım, şimdi değişen neymiş, yok efendim neden ben ona hiç yardım
etmiyor muşum, neden her şeyi o düşünmek zorundaymış, neden ben bu kadar
duyarsız mışım, erkek olmak ne kadar kolaymış, yemek seçimi ve yapımı neden hep
onunmuş.... inanın bir bu kadar daha neden neden neden dedi durdu. Şimdi çok
doğaldır ki ilk iki sor haricinde söylediklerinin konu ile uzaktan yakından hiç
bir alakası olmadığını söyleyeceksinizdir. Haklısınız, hiç bir alakası tabii ki
yok ama
fırsat buldum kullandım, ben
yaptım oldu mantığı içinde söylenmiş sözler işte. Nereden uyardım, keşke dilim
tutulsaydı da ağzımı açmasaydım diye düşünmem için bu şekilde katmerli bir
çıkış yapması gerekiyordu, yaptı da. Tabii ki gecenin bir yarısı ve hava en
karanlık dönemindeyken kendisi eve geldi. Malum bana inat olsun da ne olursa
olsun.
Yine başka bir sefer beraber bir yere gidiyorduk ve arabayı
o kullanıyordu. Ben seni bırakır, arabayı
park eder gelirim dedi. Ben de gayet saf, bir o kadar naif ve kötü niyetsiz
ve dahası amaçsız ve bir o kadar sebepsiz yok
canım, beraber park edip, beraber gideriz dedim. Ben miyim bunu söyleyen
yine. Keşke yine söylemeseydim. Yok efendim ben onun sahibi miymişim, yok
efendim her zaman arabayı o park edermiş, şimdi yanındayım diye değişen neymiş,
yok efendim neden ben ona hiç yardım etmiyor muşum, neden her şeyi o düşünmek zorundaymış,
neden ben bu kadar duyarsız mışım, erkek olmak ne kadar kolaymış, yemek seçimi
ve yapımı neden hep onunmuş.... inanın bir bu kadar daha neden neden neden dedi
durdu. Şimdi çok doğaldır ki bunları aynen neden ikinci defa yazdığımı
soruyorsunuzdur. Çünkü yaşandı efendim. İkinci defa çok anlamsız ve gereksiz
uzun ve gergin bu konuşma yaşandı efendim. Meğer cümleler ağzında
beklemekteymiş. Meğer tartışma konusu ne olursa olsun benzer şeyleri söylemeye
hazırmış.
Sonra yine bir gün talihsiz ben, bir arkadaşımla bir SPA
merkezine masaja gitmek istediğimi ona belirttim. Keşke yine söylemeseydim. Yok
efendim her zaman gittiğim yere neden gitmiyor muşum, nereden çıkmış bu yeni
yer ve üstelik arkadaşımla, ben onun sahibi miymişim, yok efendim neden ben ona
hiç yardım etmiyor muşum, neden her şeyi o düşünmek zorundaymış, neden ben bu
kadar duyarsız mışım, erkek olmak ne kadar kolaymış, yemek seçimi ve yapımı
neden hep onunmuş....
Bu birbirinden bağımsız üç olaydan bazı çıkarımlarım oldu
ister istemez. Bu çıkarımlar da bu yazıyı yazmama neden oldu.
İnsanlar genelde birbirlerini görüyor, beğeniyor ve ben bununla bir ömür geçiririm arkadaş
deyip evleniyor (görücü usulu ile evlenme bu yazının kapsamı dışındadır). Bir
insan yine genelde yedisinde neyse yetmişinde de değişmiyor, aynı kalıyor. Yani
insan genelde değişmiyor. Çiftlerin aralarındaki uyumda aslında değişmiyor.
Şimdi buraya dikkat buyurun, çok önemli bir tespitte bulunacağım. Değişen ve
daha çok bozulan, çiftler arasındaki zamanında oluşan ve onlara mutluluk ve
huzur veren denge. Ne demek mi
istiyorum? Anlatayım efendim ...

Diplomaside genel kural, eşlik hukukudur. Eş güçlerin
iletişimdir. Bir ülkenin büyükelçisi başka bir ülkenin büyükelçisi ile, bakanı
diğer ülkenin bakanı ile farklı özel bir durum yok ise görüşür. Ne zaman ki bir
ülkenin büyükelçisi başka bir ülkenin konsolosluğundaki ikinci kalem ile
görüşür, işte o zaman denklik bozulur. Bunu bir yere not edelim lütfen.
Bürokraside ise hiyerarşi vardır. Talep - Onay – Ret mekanizması vardır. Başka bir
ifadeyle izin olayı vardır. İzin olan yerde ise bir alt –üst ilişkisi vardır.
Alt-üst ilişkisi olan bir yerde ise denklik yoktur. Bunu da başka bir yere not
edelim lütfen.

Şimdi notlarımızı evlilik ile ilişkilendirelim ve yazıyı
bitirelim. Eşim aslında 3 olayda da haklıydı. Mutlu ve huzurlu bir evlilik için
(sevgi, saygı zaten olmalıdır) denge şart olmalıdır. Denge olması için de eşlik
hukuku yani diplomasi olmalıdır. Başka bir ifadeyle bürokrasi olmamalıdır.
Bürokrasiyi tercih edip de bu şekilde yaşamayı kabul edenlere tabii ki lafım
olamaz zira her evliliğin kendi iç dinamikleri ve şartları vardır. Önemli olan
öyle ya da böyle ilk başta kendiliğinden oluşan ve sizin eşinizle evlenmenizi
sağlayan dengeyi devam ettirebilmenizdir. Bizim evliliğimizde diplomasi esastı.
Benden bir farkı yoktu, olamazdı, olmamalıydı da zaten. Ben ilk iki olay da
eşimi farklı sınıflandırdım ve bir yerde bürokrasi modelini devreye soktum.
Kendisi de
hey büyükelçi!!! ben de bir büyükelçiydim unuttun mu dedi.
Üçüncü olayda da haklıydı çünkü ben izin almaya çalışarak kendimi otomatik
olarak bürokratik bir durma soktum. Çoğu erkek ya da kadın da zaten aynı duruma
ister istemez düşüyor. İleri de sıkıntı yaşamamak için, onaya ihtiyaç
duyuyoruz. Oysaki evlilik kurumunu, birlik beraberliği, karşılıklı sevgi ve
saygıyı ve kişisel hakları etkilemeyecek, bozmayacak hiç bir olay için izin
almamıza, onaya ihtiyaç duymamıza gerek bulunmamakta. Bizler unuttunuz mu
eştik. Onay alarak ister istemez karşı tarafı bir üst kuruma ve kendimizi bir alt
noktaya taşımız oluyoruz. Bu da işte dengenin alt üst olmasına sebep oluyor.
Sonra ayıkla pirincin taşını. Evli çiftlerin -
denge eğer eş güçlerin hukuku üzerine kurulmuş ise – birbirlerinden
izin almalarına gerek yoktur. 1+1 en az 3 olsun diye, sinerji yakalayabilmek
için aslında evleniyoruz. Amaç aslında hep
daha
çok üzerine kurulu. İzin alarak ve bürokrasiyi evliliğimizin içine sokarak
tecrübelerimizi ister istemez daraltıp, vizyonlarımızı küçültüyoruz. Daha çoku
hedeflerken daha azı ile yetinmek durumunda kalıyoruz. Amaç bir araya gelip her anlamda
zenginleşmek, büyümek, daha mutlu ve daha huzurlu olmak olmalı yoksa karşı
tarafın hayatına entegre olmak değil. Kişisel tecrübelerimize devam edebilmeli,
kendimize zaman ayırabilmeliyiz. Amaç birisinin eşi olmak yerine
biz olmayı başarabilmek olmalı. Bu da
ancak denge ile, diplomasi ile olabiliyor. Olmazsa ne mi oluyor? Erkekler için
kılıbık, sünepe koca, kadınlar için ise ezilmiş bir kadın. Evlilik yara alıyor.
Beraber binilen tekne su almaya başlıyor.
Diplomasi mi yoksa bürokrasi mi? Karar sizin. Yeter ki iyi
niyet içerisinde ilk başta kurduğunuz dengenizi koruyabilin.
Dengeli, mutluluk ve huzur dolu bir evlilik ve hayat
dileklerimle ...
Etkileyici bir yazı olmuş :)
YanıtlaSilTeşekkür ederim. Beğenmenize sevindim :)
YanıtlaSil