Bu Blogda Ara

25 Ekim 2010 Pazartesi

Zaten hepimiz birer küçük yaratıcılar ve takip ediciler değil miyiz?

Antonio Lucio Vivaldi, barok çağının en büyük kemancı ve bestecilerinden biri. 1600’lerin sonlarına doğru - bence herkesin en azından bir kere görmesi gerektiğine inandığım masalsı bir rüya  şehir - Venedik'te doğdu. Babası geçimini önceleri berberlik yaparak sağlamış sonrasında ya berberlikte bir gelecek görememiş olmasından (bu arada ben de saçlarımı bir kere Venedik’te kestirmiştim ve hiç memnun kalmamıştım) ya da içinde ki müzik aşkına ve sahip olduğu yeteneğe daha fazla direnememiş olmasından bu mesleği bırakarak başarılı bir kemancı olmuştu. Hatta Vivaldi, ilk müzik eğitimini babasından aldığı söylenmektedir. Vivaldi ise kariyerine babası gibi berber olmak yerine papaz olarak başladı. Bu ulvi mesleğe ek olarak da Ospedale della Pietà adındaki bir kızlar yetimhanesine keman öğretmeni oldu ve daha sonraki yaşamının hemen hemen tümünü burada geçirdi. Buradaki görevi yetim ya da sakat kızlara keman çalmayı öğretmek ve onlara konserlerde seslendirmeleri için her ay iki konçerto yazmaktı.

Vivaldi’nin besteciliğindeki yaratıcılık ve çeşitlilik inanılmaz boyutta olmuştur. 94 opera yapıtı olduğu rivayet edilir ancak bugüne kadar sadece 19 tanesi bilinmektedir. 500 kadar konçerto yazdığı sanılmaktadır. Vivaldi 1700’lerin ortasında bir yaz günü ölmüş ve hemen aynı gün kimsesizler mezarlığına gömülmüştür.
Vivaldi'nin adı yüzyılımıza dek pek tanınmadı. Ancak 1920'den sonra yapılan araştırmalar sonucunda Vivaldi'nin yüzlerce eseri gün ışığına çıkmaya başladı. 1960'lara gelindiğinde Vivaldi özellikle "Dört Mevsim"i ile dünyanın en büyük bestecilerinden biri olarak kabul edilmeye başlandı.

Vivaldi hayallerini ve düşüncelerini müzikle birleştirmiş, düşünce ve hayallerini notalara çevirmiş bir dahidir. En ünlü eseri sayılan Op.8 içerisindeki Dört Mevsim konçertosunda mevsimler kendi özellikleri ile anlatılmıştır. Vivaldi'nin bu muhteşem eseri uzun yıllar sonra Beethoven'a da ilham kaynağı olmuş ve Pastoral Senfoni bu şekilde ortaya çıkmıştır.


Dört Mevsim'de mevsimlerin her biri, kendi özellikleriyle resimlenir. Keman solo ve yaylı çalgılar orkestrasının yer aldığı on iki konçertodan ilk dördünde her bölüm üç küçük bölmeye ayrılır ve kendi içinde bir konçerto biçimini tamamlar.

Blog yazmaya karar verdiğim anda aklıma gelen ilk şey işte bu besteci ve bu eseri oldu. İçimde beslediğim korku ile sevgi sürekli birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışmakta ve davranışlarım bu ikilinin münferit zaferlerine bağlı olmaktadır. Bu mücadele sırasında ruh halim sürekli değişim göstermektedir, aynı yıl içersinde süreklilik ve çeşitlilik gösteren mevsimler gibi ve aynı 4 mevsimde yer alan küçük bölmeler gibi. Herbir olay birbirinden bağımsız birer konçerto gibi farklı olabilmekte aynı mevsimler gibi ve aynı konçertodaki 3’lü bölümler gibi. İşte bu nedenle duygu ve düşüncelerimi paylaşacağım bu sayfalar için 4 Mevsim metaforunu kullandım ve  kişiselleştirerek “İçimdeki 4 mevsim” dedim.

Ben bir köşe yazarı değilim. Söz konusu bu blog da bir günlük olmayacak. Sanırım burada bugün başlayarak yapmak istediğim şey, kendimle yüzleşmek. Bir nevi kişisel bir SWOT analizi yapmak. Bazen beni endişelendiren ya da sevindirien en azından düşündüren bir olayı ya da bir haberi yazacağım ve kendime göre tarihe bir not düşeceğim bazen yazmış olduğum hikayerden bir tanesini sizlerle ve kendimle paylaşacağım. Ne kadar başarılı olacağımı ve ne kadar sürdürebileceğimi ben de bilemiyorum ama deneyeceğim. Ben bu sayfanın hem yaratıcısı ve hem de takip edeni olacağım.

Zaten hepimiz birer küçük yaratıcılar ve takip ediciler değil miyiz?

1 yorum:

  1. Vivaldi dinlerken bu yazınızı okuma fırsatı yakaladım, internette gezerken bloğunuza rastladım... Keyif aldım, yazmaya devam edin lütfen!!!

    YanıtlaSil